“Ahh ahh ben neler çektim.” Diye sitemkar bir nida ile
içinde arabesk tatlar barındıran hikayemize havalı bir giriş yapalım. Bu hikaye
yeni anne olmuş kadının çevresiyle imtihanını anlatır.
Doğumdan sonra hastanede geçirilen günler balayı tadında.
Ama gerçekte siz bundan önceki hayatınıza veda ettiğiniz bir limandasınız. Tabii
ki duygular şelale olmuşken bunun farkında değilsiniz. Zaten dünyada ki hiçbir
şey de umurunuzda olmuyor. Bebeğinizle hastaneyi terk ettiğiniz de açık
denizlerde bilinmeyenlere doğru ağır ağır yol alan bir gemidesiniz. Limandan
size el sallayan arkadaşlarınız ve ailenize mutlulukla gülümsüyorsunuz. İşte
burası hikayenin en can alıcı yeri.
Kahramanımız için iki seçenek var. Ya gemide herhangi bir
yolcu olarak seyahat edecek ya da o geminin kaptanı olacak.
Hamileyken her anne adayı gibi kitaplar okudum. Çocuk gelişimi,
bebek bakımı ile ilgili youtube’dan pek çok video seyrettim. Kız kardeşimin iki
bebeği olduğu için bol bol onunla sohbet ettik. Bir şekilde kendimi evde
bebekle baş başa kaldığımızda yaşayacaklarımız için hazırlamaya çalıştım. Şimdi
burada dikkat çekmek istediğim nokta “bilgilenmek”. Bunun önemine ilerde tekrar
geleceğiz.
Doğumum epidural sezeryanla gerçekleştiği için bir hafta
annem bizimle kaldı. O kendi kızına baktı ben de kendi kızıma. Daha
hastanedeyken annem klasik her aile büyüğü gibi ufaktan “Klimayı açma çocuk
üşütecek.”, “Sütün mü az?”, “Süt geliyor mu?”, “Bu çocuk aç.”, en
sevdiklerimden biri “Göğsünü örtsen sütünü üşüteceksin.”gibi Türk aile
yapısının gerektirdiği girişimlerine başladı. Ama hakkını yememem gerekir ki bu
konuda oldukça temkinliydi. Hatta kendini frenlediğini bile söyleyebilirim.
Eşim desen tam bir kayıp vakaydı. Doğumdan bir ay önce
ortağı vefat etti. Bir anda hiç beklemediğimiz bir iş yükünün altına girdi. Günde
1-2 saat zor birbirimizi görüyoruz. Ama buna rağmen “Çocuğun gazı mı var?”, “Gazını
çıkardın mı?”, “Öyle tutma böyle tut.”, “Ayağına çorap giydir.”e varana kadar
her türlü bilgisini paylaştı eksik olmasın. En yakınların böyle yaparsa
diğerlerini saymaya gerek yok. Çocuk doğurmuş ya da çocuk sahibi olan her
ebeveyn sizi “bilgi” bombardımanına tutmaya hazır halde bekliyor.
Benim doğum sonrası tecrübemde lohusa olmaya fırsatım
olmadı. En son çocuğunu 26 yıl önce doğurmuş bir anaanne ve işlerden kafayı
yemiş bir yeni baba zaten o kontenjanı doldurduğu için lohusa olmak gibi bir
lüksüm yoktu. Hani yukarıda dedim ya geminin kaptanı olmak diye evde ki ikinci
gecemizde şöyle bir nefes almak için balkona çıktım ve fark ettim ki bu geminin
kaptanı benim. Ben sağlam durursam, ben iyi olursam, benim keyfim yerinde
olursa her şey güllük gülistanlık olur. Yok ben de su koyarsam o zaman bu ev
tam bir tımarhaneye döner.
Şimdi şu “bilgilenmek” kısmına geri dönelim. Tabii ki dışarıdan
bir sürü şey söyleniyor ve yeni anne olarak acaba olabilir mi diye düşünmeden
edemiyorsunuz. Zaten anne olmak sürekli endişelenmek demekmiş çok şükür
yaşayarak öğrendik ama dışarıya karşı da kuyruğu dik tutmak lazım. Çünkü herkes
akıl vermeye çok meraklı da kimse şu kadıncağız ne yaşıyor ne biliyor, bak
bebeğine ne de güzel bakıyor onun da bir bildiği vardır herhalde demiyor. Herkes
ordinaryüs profesör maşallah. Bu arada ben tecrübeye çok inanırım. Tecrübesini
paylaşanı dinlerim, ihtiyacım olduğunda sorarım. Ama bilgiyi akıl süzgecinden geçirmek
lazım. Sonra işine yarıyorsa kullan.
Çocuğu üşüttün bak kakası yeşil. Çocukların kakası yeşilse
üşütmüştür diyen anaanneye sabırla her bunu söylediğinde “Annecim o şimdi
yeni doğan. Yeni doğan bebeklerin ilk bir hafta kakası koyu yeşil oluyor. Yavaş yavaş rengi açılacak.” Diyip bir yandan
da gizli gizli üşütmüş olabilir mi? Ateşine bir bakayım yinede diye kontrol
etmek. Çocuk aç mı acaba? Ondan mı ağlıyor sütün yetmiyor mu? Dediklerinde “İlk
günlerde gelen süt az olur. Ona kolostrum deniyor. Çocuk emdikçe çoğalacak. Hem
şimdi yeni tanıdık birbirimizi o da öğreniyor” diyip yalnız kaldığında memeni
sıkıp süt geliyor mu diye bakmak. Çocuğun ağzına bakıp süt var mı diye kontrol
etmek. Tuvalete gitmek için iki dakikalığına bebeği annene emanet ettiğinde
çığlık çığlığa “Koş çocuğa bir şey oldu” diye bağırdığında, panikle yanına
gittiğinde kusan bebeği alıp “Annecim yeni doğan bebeklerde bazen böyle şiddetli
kusma olurmuş. Anne karnındayken midesinde birikenleri böyle atıyor” diyip
kendinden önce onu sakinleştirmek. Ağustos sıcağında biz neredeyse çıplak
gezerken “Çorap giydir ondan gazı olabilir.”diyen babaya içinden kötü bakışlar
atıp yüzüne karşı gülümseyip “Yooo, gazı yok çocuğun” demek. Ama bir daha bu
soruyu duymamak için onunlayken çocuğa çorap giydirmek.
Şimdi sorarım size kim lohusa?
Birinci haftanın sonunda annem “Sen zaten kızına bakıyorsun.
Benlik bir şey yok.” Diyip istifasını verdi. Eşim bir süre daha mıkırdansa da o
da gördü ki işler yolunda sadece bebeği sev kısmına odaklandı.
Beni sorarsanız gemi kaptanı olarak görevimin başındayım. Dış
mihraklara karşı kendimi ve bebeğimi korumak için mümkün oldukça kızımı
anlamaya odaklanıyorum. İç sesimi dinliyorum. Yolculuğumuz sırasında pek çok
yeni maceramız oluyor tabii ki. Onlarda
başka yazılarda😊
Yorumlar
Yorum Gönder