Zor geçen bir günün ardından nihayet bebeğimi uyutmayı
başardım. Biraz kafamı boşaltmak ve gün içinde yaşadıklarımı paylaşmak için bu
satırları yazıyorum. Bebekle zor geçen bir günün ardından bana kalanlar neler? Sizin
payınıza ne düşecek bakalım😄
Unutmak yaratıcının biz insanlara bağışladığı en büyük lütuf
herhalde. Yoksa kimse ikinci çocuğu yapmazdı bence😄 Bu bloğu yazmamdaki
sebeplerden biri de bu. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki ben nelerden geçtim,
nasıl bugünlere geldiğimi kendime hatırlatmak.
İlk başlarda kendimi o kadar bakımsız ve çirkin
hissediyordum ki(herhalde loğusa kafası) motivasyon için cilt bakım ürünlerine
ve makyaja sarmıştım. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar düzenli cilt bakım
ürünlerini kullanmadım diyebilirim. Tecrübelerime güvenerek söylüyorum ki hiçbir
ürün günlerce uykusuz kalmış bir annenin gözaltı morluklarını geçirmeye
yaramıyor. O zaman da gözaltı kapatıcıları ile yakın temasa geçtim. Oradan da
istediğim verimi aldığı söyleyemem. Baktım bu iş makyaj vlogu yapmaya doğru
gidiyor piyasada ki tüm ürünleri kötülememek için kendimi bu bloga verdim😄 İnsanlara daha umut
dolu şeyler söyleyeyim bari.
Bütün gün ağlayan , hem kendi üstüne hem de benimkine
defalarca kusan, deli gibi uykusu olup beş saat boyunca uyumayan, hiçbir şeyle
oyalanmayıp sürekli huysuzlanan bir bebek karşısında bildiğim bütün teknikleri
uyguladığım bir sınavdan geçtim. Ha çok şükür hasta değildi ki defalarca acaba
ateşi mi var diye kontrol ettim.
Dayanamadığım şeylerin başında kusma geliyor. Kimse bana “Analara
yavrusunun kusmuğu mis gibi kokar” demesin. Hiç de öyle değil valla. Çok fena
kokuyor. Ve gün içinde tam olarak 4 kez üstümü komple değiştirince artık çıldırma noktasına geldim. Ayy ne olacak
çocukcağız sadece 4 kez kusmuş deme arada şu iyice kirlensin de öyle
değiştireyim diye müdahale etmediğim pek çok kusmuk vakası daha var. Sevmiyorum
arkadaş. Koltuklara (üzerlerinde örtü var), yerlere (halıları kaldırdım ki
kolay temizlensin), üstüme kusmasını sevmiyorum. Peki ben ne yaptım? Her kustuğunda
“Olabilir bi tanem. Bebekler bazen senin gibi kusarlar. Hadi ağzını silelim. Hadi
gel üstümüzü değiştirelim” diyerek o ağlayıp huysuzlanmaya devam ederken kendimi
sakin tutmaya çalıştım. Ama sonuncusunda kayış koptu. Kendim banyo yapamadığım
için onu yıkadım. Tabii ki o da kanlı oldu. Çünkü bugün her şeyde olduğu gibi
onda da çığlık kıyamet ortalığı birbirine kattık. Artık ne diyeyim. “Ağla
yavrum ciğerlerin açılır” dedim. Kendimle gurur duymuyorum ama bazen sürekli
çocuğu memnun etmeye çalışmak da saçma geliyor. O da bir insan adayı. Mutsuz olduğunda,
huysuz olduğunda duygularını ifade etmeli. En fazla iki dakika dayanabildiğim
için tekrar kucak, tekrar sakinleştirmeye çalışma, tekrar kusma, bir takım
şaklabanlıklar, şarkılar, oyunlar derken beş saat sonunda kollarımda bayıldı. Ben
de onunla beraber bayıldım. Kucak kucağa uyuduk koltukta. Sanmayın ki gece
uykusuna geçti. Bütün bunlar gündüz saat
11:00-16:00 arasında yaşananlar.
“Sen de ne biçim anasın çocuk o kadar kusuyorsa vardır bir
sebebi” demeyin. Ben biliyorum sebebini de ondan çocuğu kapıp doktora
koşmuyorum. Yine bir büyüme atağının içindeyiz. Sürekli emmek istiyor. Gördüğü
her şeyi ağzına sokuyor. Deliler gibi elleri ağzında. Çıkaramıyorum. Öyle olunca
da kendini kusturuyor. Zaten emzikte almıyor. Yine bugün bir ümit madem bu
kadar emmek istiyor belki emziği alır diye denedim ama yok benim kızım emzik
sevmiyor. Parmaklar daha güzel geliyor demek ki. Kendi parmağını ağzından
çıkarsam benimkileri kapıyor😊
Bugünü de böyle atlattım. Bu da burada dursun. En kötü
günümüz böyle olsun. Bu bebek işinde zaten hiçbir gün kolay değil. Ya süt
savaşları veriyorsun, ya kolikle uğraşıyorsun. Kırkı çıktı rahatlayacağım
derken büyüme atakları başlıyor. Arada aşılardan
sebep krizler derken dişler kendini gösteriyor. Uyku konusunun üzerine başlı
başına bir tez yazılır. Sıradakini heyecanla bekliyorum😊
Yorumlar
Yorum Gönder